24 Ocak 2011 Pazartesi

Pablo ve Vodka

İstanbul'a yağmur yağıyor bugün sevgilim! Ben yine sıcak çikolatamı yapıyor, çizgili mor battaniyemi alıyor geçiyorum pencerenin karşısına başlıyorum sokağı izlemeye, eskidende yapardım bilirsin, sen geç gelirdin beni koltuğa gömülmüş uyuyakalmış bulurdun. Ben yine uyuyakalıyorum, bazen ağlıyorum biraz, bazen küfürler ediyorum sana, hayata, sonra intihar etmeyi falan düşünüyorum, ama tekrar karşılaşacağımıza o kadar inanıyorum ki, intihardan yaşamak pahasına vazgeçiyorum. Geçen hafta yine böyle aynı yerde aynı şeyleri düşünürken kapı çaldı. Miskin miskin kalktım, kapıyı açtım, karşımda sırt çantasıyla Pablo duruyordu. Pabloyla Barcelona da tanışmıştık, sevişmiştik falan bir kaç kez, son kişiydi karşımda görmeyi tahmin ettiğim. Sabah uyanmış, beni özlediğini fark etmiş, aynı saat içinde biletini almış ve aynı akşam işte karşımda. Şımarmadım değil, sonra bir an için neden sen dışında herkes beni özlüyorda, sen beni özlemeyi beceremiyorsun diye düşündüm. Bir anlık şaşkınlıktan sonra sarıldık bir birimize, o an ne sana ne Pabloya bir şey hissetmediğimi düşündüm, içimdeki herşeyi tükettiğini. Pizza söyledik, vodka içtik, seviştik, sanki benim bedenim değildi o, hiç bir şey hissetmedim öylece kalakaldım. Pablo beni ne kadar özlediğini, yanımda huzurlu olduğunu, artık sık sık görüşeceğimizi falan anlattı, yarısını dinlemedim zaten. Sen beni tekrar dünyaya fırlatalı bir hafta bile olmamıştıki, çok yakışıklı bir adamla seviştim ben, biraz kötü hissettim sonra geçti, hiç bir şey hissedemedim. Sonra acaba sen nasılsındır diye düşündüm, sızdım. Bazen ellerini özlüyorum. Acaba beni hala seviyor musun? Özlüyor musun? Böyle olması gerektiğini neden düşündün? Merak ediyorum sadece elimden başka birşey gelmiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder