10 Şubat 2011 Perşembe

Farklı yönlere gitmeye karar verdi kadın ve adam, ama atladıkları birşey vardı dünya yuvarlaktı, ve işte karşılaştılar yine. Kadın kalakaldı adamın karşısında; adam sarıldı kadına sımsıkı. Nasıl olduğunu sordu, bu anlamsız konuşmayı uzatmak için birkaç saçma şey anlattı kendi hayatı hakkında, dünya hakkında, hayat hakkında. Adamın yüzü küçülmüştü,üşümüştü, kadın üzüldü, söylemedi, bilmesine gerek yok diye düşündü üzüldüğünü. Adam kadına sarıldı defalarca, kadın kararlıydı yaralarını sarmıştı güya, kayıtsız kaldı; kadın kayıtsız kaldı adam sarıldı, kadın adamın gözlerine baktı bu buz kütlesinde bir kıvılcım bulabilmek umuduyla, adamın gözlerinin ta içine. Adamın içinde küçücük minicik bir kıvılcım vardı, kadının kıvılcımı. Adam ne kadar soğursa soğusun tek kıvılcımdı o içinde kalacak olan. Kadın o an anladı, kadının kıvılcımıydı o, bir tek onun, başka kimseyle paylaşmadığı sıcaklığıydı o miniminnacık kıvılcım. Adamla kadın sarıldı birbirine, zaman geçti, insanlar geçti, şarkılar geçti, bulutlar geçti üstlerinden, balık sürüleri geçti, martılar geçti; kadın biliyordu bir tek mevsimler yerinde sayacaktı, kadın için hep kış kalacaktı lanet olası mevsimler, kadın hep üşüyecekti. Kadın kendini buna alıştırmıştı çoktan, adam onu ısıtmayacaktı hiç bir zaman; yinede gücü kalmamışken, yorgunken o kıvılcımı büyütmek istercesine, içine çekti adamın kokusunu, o kıvılcımı körüklemek istercesine. Adam ürperdi, yapamayacakları geldi aklına, üzüldü, sarıldı kadına. Adamla kadın defalarca sarıldılar birbirlerine, kadın bir türlü kararlı olamadı adamla farklı yönlere değil aynı yöne eşit hızla giderek aradaki mesafeyi hep sabit tutma konusunda, böylece hiç karşılaşmazlardı, kadın o kadar cesur değildi, yürüdü gitti sadece ve hepsi bu.

24 Ocak 2011 Pazartesi

Pablo ve Vodka

İstanbul'a yağmur yağıyor bugün sevgilim! Ben yine sıcak çikolatamı yapıyor, çizgili mor battaniyemi alıyor geçiyorum pencerenin karşısına başlıyorum sokağı izlemeye, eskidende yapardım bilirsin, sen geç gelirdin beni koltuğa gömülmüş uyuyakalmış bulurdun. Ben yine uyuyakalıyorum, bazen ağlıyorum biraz, bazen küfürler ediyorum sana, hayata, sonra intihar etmeyi falan düşünüyorum, ama tekrar karşılaşacağımıza o kadar inanıyorum ki, intihardan yaşamak pahasına vazgeçiyorum. Geçen hafta yine böyle aynı yerde aynı şeyleri düşünürken kapı çaldı. Miskin miskin kalktım, kapıyı açtım, karşımda sırt çantasıyla Pablo duruyordu. Pabloyla Barcelona da tanışmıştık, sevişmiştik falan bir kaç kez, son kişiydi karşımda görmeyi tahmin ettiğim. Sabah uyanmış, beni özlediğini fark etmiş, aynı saat içinde biletini almış ve aynı akşam işte karşımda. Şımarmadım değil, sonra bir an için neden sen dışında herkes beni özlüyorda, sen beni özlemeyi beceremiyorsun diye düşündüm. Bir anlık şaşkınlıktan sonra sarıldık bir birimize, o an ne sana ne Pabloya bir şey hissetmediğimi düşündüm, içimdeki herşeyi tükettiğini. Pizza söyledik, vodka içtik, seviştik, sanki benim bedenim değildi o, hiç bir şey hissetmedim öylece kalakaldım. Pablo beni ne kadar özlediğini, yanımda huzurlu olduğunu, artık sık sık görüşeceğimizi falan anlattı, yarısını dinlemedim zaten. Sen beni tekrar dünyaya fırlatalı bir hafta bile olmamıştıki, çok yakışıklı bir adamla seviştim ben, biraz kötü hissettim sonra geçti, hiç bir şey hissedemedim. Sonra acaba sen nasılsındır diye düşündüm, sızdım. Bazen ellerini özlüyorum. Acaba beni hala seviyor musun? Özlüyor musun? Böyle olması gerektiğini neden düşündün? Merak ediyorum sadece elimden başka birşey gelmiyor.

Rainne Islak Taksim

günün raporu finaller 2 ben 0. bugün Rainne le buluştum, taksimde oturduk lafladık, dünkü akşamdan kalmalığım uykusuzluğum ve bugünün yorgunluğuyla attım kendimi güzel kırmızı koltuklara, söyledim şarabımı, yaktım sigaramı, evet senin geçmenin çok muhtemel olduğu o sokağı gören pencerenin kenarını seçtim tüm bunları yapabilmek için, tabi öncesinde sabah kahvemi yapıp dün akşamki çıkışmalarımı unutup senle barıştım. Kahvaltı hazırlamadım kendime, yalnız yemeyi sevmem bilirsin, aslında senden sonra kimseye kahvaltı hazırlamadım ben, kahvemi içtim sadece ve kara kalem resimlerim arasından hangilerini çerçeveleteceğimi seçtim, sonra senin resmini buldum, diğerlerinden bir farkı yokmuş gibi yapmaya çalıştım, öyle baktım, geçtim. Dünkü yazımda sert çıkışlarımı hissettiğini düşündüm, beni affet istedim, bu kadar inceliği hak etmediğini biliyorum aslında. Neyse, evet şarabımı söyledim, sanırım alkolik olacağım bu gidişle, Rainne yi beklerken 4 kadeh şarap içmişim, geldiğinde hafif çakır keyiftim, nasıl gidiyor diye sordu, sen gelmeden Jason burdaydı dedim, yoktun aslında ama öyle demek istedim, şaşırdı, niye böyle bir şey yaptım bilmiyorum galiba orda olmanı çok istedim. Ellerini falan özledim. Sonra aslında orda olmadığını, ama bana alkolün yanı sıra şizofreni, gibi kötü alışkanlıklar bıraktığını söyledim, Rainne salak olduğumu söyleyip kucağındaki yastığı bana fırlattı, gülüştük. Sonrası yine sen!

23 Ocak 2011 Pazar

Jason'a

Finallerden nefret ediyorum, bira köpüğünden de. Ama en çok senden senden nefret ediyorum, beni sevemediğin için buna cesaretin olmadığı için, ikimize de aynı anda böylesine acı çektirdiğin için kendi adıma, senin adına, bir de bütün bira köpükleri adına senden nefret ediyorum. Sen ne bira köpüğünü sevebildin ne de beni. Sen kendini bile sevemedin, bana dokunamadın bunu yapamıyor olmak canını yaktığı halde, bunu yüzündeki her kıvrımdan anladığım halde, yapmadın, yapamadın. Korkaksın sen! Dünyanın en büyük korkağısın! Kendine acı çektiriyor olmak seni daha çekici kılmıyor gözümde, daha ulaşılmaz, daha uzak kılmıyor; içim acıyor sadece susuyorum. Nefretle tutkulu aşk arasındaki o boktan çizgideki git gellerimin sebebi sensin. Oysa sıradan ol istiyorum artık, sokakta gördüğüm herhangi biri kadar. Ben dili saçmalıktır, çünkü korkak olan sensin, anlıyormusun Sensin! Bunu başka türlü söyleyemem. Aptal "Cesaretin Var mı Aşka?" oyununu oynamayı seviyorsun, oysa saçlarımı artık tam da senin istediğin gibi topluyor olmam canını yakmalı; biranın köpüğünü senin için içmiyor olmam, seni artık öpmüyor olmam, gözlerinin taa içine bakmıyor olmam, seni gördüğümde heyecandan titremiyor olmam, bunların hepsi canını yakmalı; tam senin istediğin gibi yerinde duramayan biriyim ben, güzel elleri olan, kelime oyunlarını ve dans etmeyi seven, bunlar beni sevmen için yeterli olmalı; değilse eksik olduğumu düşünecek değilim, bence sen ne istediğini bilmeyen birisin. Bence sen istediklerini hiç bir zaman söyleyemeyeceksin, kendine bile, dedim ya korkaksın çünkü sen! Gitme diyemem sana artık, arkandan ağladığımı bilmen gerekmez, gitmeni istemediğimi bilmen de gerekmez. Benim hakkımda hiç bir şey bilmen gerekmez. Şimdi bir bira daha içeceğim ve bu konu burada kapanacak Sevgili Jason!

21 Ocak 2011 Cuma

kimsin?

Beni bu şekilde kullanamayacağını kimse öğretmedi sanırım sana. Ama bilmelisin "olmaz". Ben senin şirin aptal aşık kızın değilim, olmadım, olmayacağım. Sen sadece ağrı kesicisin; ben de çok durmayacağım zaten buralarda.

can sıkıntısı

evet tamamen can sıkıntısı, iç bunaltısı ve kapı gıcırtısı gibi nedenlerle blog yazmaya başlamış bununmaktayım.